İslam'da ve Mesih İnancı'nda Günah ve Bağış

 İSLAM'DA GÜNAH

Kuran’da, günah anlamına gelen kelimelerin geçtiği bir dizi ayet vardır.

1. Zenb (Günah) :Kuran, bu sözcüğe 39 ayette yer vermektedir. Fetih suresi ikinci ayetindegeçen şekliyle çok kullanılır: “Ey Muhammet! Doğrusu sana açık bir zafersağladık. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar.”(Fetih 12)

2. Fahşa (Kötülük,ahlaksızlık) : Genellikle zina suçu hakkında kullanılır. Kuran bu suçu,şu ayetle yasaklar: “...Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın!..” (En’âm151)

3. Vizr (Yük) :“Senin gönlünü açmadık mı? Belini büken yükünü senden alıp atmadıkmı?” (İnşirâh 13)

Fahru’rRâzîbu ayetin tefsirinde şöyle der: “Melek Cebrail Muhammet’e geldi. Göğsünüyardı ve yüreğini çıkardı. Onu yıkayıp tüm günahlardan arıttı, ilim veimanla doldurdu.”

İbnu Hişam,Muhammed b. İshak’tan bildiriyor: Muhammet’in arkadaşlarından birkaç kişiona sordular: Ey Allah’ınelçisi, bize kendinden söz et.

Sa’d oğullarındaemzirildim. Süt kardeşimle birlikte, evimizin bahçesinde hayvan otlatırken,bembeyaz giysilerin içerisinde iki adam yanıma geldi. Ellerinde içi kardolu, altından bir tas vardı. Beni alıp karnımı yardılar. Kalbimi çıkarıpyardılar. İçinden siyah bir kan pıhtısı çıkarıp attılar. Sonra, kalbimive karnımı kar ile yıkadılar. Arkasından biri diğerine, “Onu ümmetindenon kişi ile tart” dedi. Onlarla tarttı ve denk geldim. Daha sonra, “Binkişi ile tart” dedi. Beni onlarla da tartı, gene denk geldim. Bunun üzerine,“Bırak onu, Allah’a yemin olsun, ümmeti ile tartsan onlara da denk gelecek”dedi.

4. Dalal (Şaşkınlık,sapıklık) : “Rabb’in şüphesiz sana verecek, sen de hoşnut olacaksın.Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup da doğru yolaeriştirmedi mi?” (Duhâ 58)

Kelbî bu ayettekişaşkınlık kelimesini küfr (kâfirlik) ile tefsir eder.

5. Küfr (İnkârcılık) :“...İnkârcılığı, yoldan çıkmayı ve başkaldırmayı size iğrenç göstermiştir...”(Hucurât 7)

Zemahşerîbu ayetin tefsirinde şöyle der: “Küfür Allah’ı inkâr etmek, yoldan çıkmakve başkaldırma, söz dinlememek ve inattır.”

6. Zulm (Haksızlık) :“Rabb’in Musa’ya haksızlık eden millete, 'Firavun’un milletine git’ diyeseslenmişti.” (Şuarâ 10)

7. İsm (Günah) :“Günahın açığını da, gizlisini de bırakın. Günah işleyenler, yaptıklarınıncezasını mutlaka çekeceklerdir.” (En’âm 120)

8. Fucur (Allah’ınbuyruğundan çıkma, ahlaksızlık) : “...Allah’ın buyruğundan çıkanlarcehennemdedirler. Ceza günü oraya girerler bir daha ayrılmazlar.” (İnfitâr1416)

9. Hatîe (Günahyanılma) : “Kim yanılır veya suç işler de, sonra onu bir suçsuzun üzerineatarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisâ112)

Bu ayettegünah karşılığı üç sözcük kullanılmıştır: Yanılma, günah ve iftira (buhtân)

İmam Râzî bunları şöyle ayırır:

A)Yanılma küçük, günah ise büyük suçtur.

B)Yanılma, yalnızca onu yapana dokunur; halbuki, günahın zararları başkalarınada geçer. Zulüm ve öldürmek gibi...

C)Yanılma, ister bilerek, ister bilmeyerek olsun, yapılmaması gereken birfiildir. Oysa, günah kasıtlı olarak yapılmaz. İftira (buhtân) ise, hiçilgisi olmadığı halde, kötü bir işi kardeşine yüklemendir. Bil ki, iftirasahibi, dünyada şiddetle yerilmiş olup ahirette de o denli şiddetli bircezaya uğrayacaktır.

10. Şerr(Kötülük) : “Kim zerre kadar kötülük yapmışsa, onu görür.” (Zilzâl8)

Ebu CaferelTaberî (Yunus b. Abd elA’la İbnu Vehb, Yahya, Abdillah, Ebu AbdirrahmanelHablî ve Abdullah b. Amr b. el Âs kanalı ile) bildiriyor: “Bu ayet indirildiğinde,o sırada Muhammet’in yanında oturan Ebu Bekir ağladı. Allah elçisi 'Seniağlatan nedir?’ diye sordu. Ebu Bekir, 'Beni bu sure ağlatıyor’ dedi. Bununüzerine Allah elçisi, 'Siz Allah’ın sizleri affetmesi için suç ve günahişlemezseniz, Allah, suç ve günah işlemeyen bir millet yaratır da onlarıaffeder’ dedi.”

11. Seyyie(Kötülük) : “Kötülük getirenler yüzü koyun ateşe atılırlar...” (Neml90)

İbnu Abbasdiyor ki: “Bu ayet inince Müslümanlar çok sıkıldılar. Muhammet’e, 'Bizde kötülük yapmamış kim var? Karşılık nasıl olacak?’ dediler. Bunun üzerineMuhammet, 'Allah, itaate on sevap, isyana da bir kötülük muamelesi yapacağım,dedi. Buna göre, kim bir kötülükle cezalandırılırsa, on sevaptan bir azalacak,geriye dokuz sevap kalacak’ diye karşılık verdi.”

12. Sû (Fenalık,kötülük) : “Kim fenalık yaparsa cezasını görür, Allah’tan başka ne dost,ne de yardımcı bulur.” (Nisâ 123)

13. Fesâd (Bozgunculuk) :“Yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlarvardır...” (Bakara 205)

14. Fısk (Yoldançıkmak) : “Ey Muhammet, sana apaçık ayetler indirdik; onları yalnızcayoldan çıkmışlar inkâr eder.” (Bakara 99)

Tefsirciler,“Fısk, insanın kendisine Allah tarafından çizilmiş sınırı aşmasıdır. Herfâsık (fısk yapan, yoldan çıkan) kâfirdir” derler.

15. Buhtân (İftira) : “...Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; hâşâ, bu büyük bir iftiradır...” (Nûr 16)

Burada yerimiz dar olduğu için aktaramadığımız, günah anlamına gelen daha birçok kelime var. Ancak, günah hakkında sözümüzü bitirmeden önce, Kuran’ın “aslî günahı” bildirdiğini, bunun Adem, Havva ve soylarının düşmesine neden olduğunu kabul ettiğini de açıklamalıyız. Kuran bu konuya birçok ayette yer vermiştir. Kolayca anlaşılır olması bakımından bu ayetlerin en açığını vermekle yetiniyoruz: “Biz, 'Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın! Yoksa zalimlerden olursunuz’ dedik. Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı. Onlara, 'birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet yerleşip geçineceksiniz’ dedik. Adem Rabb’inden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb’i de bunun üzerine tövbesini kabul etti. O tövbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.” (Bakara 3537)

Müslüman bilginler, Adem ile Havva’nın düşmeden önce bulundukları yer konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Ebu Kasım elBelhî ve Ebu Muslim elIsfahânî, “cennet yeryüzündeydi” derler ve “indirme”yi de Kuran’da geçen “Mısır’a inin” sözünde olduğu gibi, bir bölgeden diğerine geçmek biçiminde yorumlarlar. Cubbâî ise, “cennet yedinci göktedir, delil 'oradan inin’ sözüdür” der.

Görüldüğü gibi Kuran, Adem’in günahının, cennetin ortasındaki ağaçtan yemesi olduğu noktasında Yaratılış kitabının metni ile birleşmektedir. Fakat bilginler ağacın türü üzerinde anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Onların bu konuda, tümü de isnatlarla (rivayet zincirleri) desteklenmiş rivayetleri vardır.

İshak, Abdulrezzak’tan bildiriyor, bize İbnu Uyeyne İbnu’lMubarek, Hasan b. Ammâra, Minhâl b. Amr, Saîd b. Cubeyr ve İbnu Abbas’tan iletti: “Allah’ın Adem ve eşine yasakladığı ağaç başaktı” dedi.

İbnu Humeyd’den. Bize Seleme b. İshak, bazı Yemenliler, Vehb b. el Munebbih elYemânî kanalı ile anlattı. Şöyle diyordu: “O buğdaydır. Fakat cennetteki inek ciğeri gibi, yağdan daha yumuşak, baldan daha tatlıdır” dedi.

Rivayete göre Ebu Bekir Allah elçisine ağaç hakkında sorduğunda, “mübarek buğday başağıdır” cevabını almış.

İbnu Vakî’den. Abdullah İsrail, Suddî ve İbnu Abbas’tan bildiriyor: “üzüm asmasıdır” dedi.

Mucâhid ve Katâde’de diyor ki: “O incir ağacıdır.”

Rabi b. Enes diyor ki: “Ağaçtan yiyen kişi yediğini daha sonra dışkı yoluyla çıkarır. Cennette ise böyle bir şey olmaz.”

Kuran, Adem ve Havva’nın, şeytanın saptırması sonucu ağaçtan yemesi hususunda da Yaratılış kitabı ile birleşir. “...Şeytan ikisinin de ayağını kaydırdı...” (Bakara 36) İbnu Cureyc İbnu Abbas’tan naklediyor: “İbnu Abbas, 'ikisinin de ayağını kaydırdı’ ayetini, onları doğru yoldan döndürdü, biçiminde tefsir etti.”

Adem Kuran’a göre peygamberdir. Peygamberler İslâm öğretisinde hatadan masum olunca, Adem’in günaha düşmesi konusunda bir karışıklık ortaya çıkıyor. İşte tefsirciler bu karışıklıktan kurtulmaya çalışarak, “Adem,” demişler, “bu hatayı yaptığında peygamber değildi, daha sonra peygamber oldu.” Ancak bu görüş üzerinde tam bir birleşme sağlanamamıştır. Tefsircilerden bir grup, “Adem başlangıçtan beri peygamberdi, bu hataya bilmeden; unutarak düştü” demişler ve buna örnek olarak da kendisini, orucunu unutturacak kadar meşgul bir işle ilgilenip bu sırada kasıtsız olarak yiyen oruçluyu göstermişlerdir. Rivayetlerden birinde, Havva’nın Adem’e şarap içirdiği, bunun sonucu sarhoş olup bu işi sarhoşluğu anında yaptığı anlatılır.

Bilmiyorum, böyle bir tefsir nasıl kabul edilebilir. Çünkü Kuran, “Adem Rabb’inden emirler aldı. Rabb’i de tövbesini kabul etti. O tövbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır” diyor. (Bakara 37) Tövbe etmek anlamına gelen “tabe” fiili, Kutsal Kitap’ın da bildirdiği üzere, suçu her ne kadar Adem’e atsa da, Adem’in bu günahı kendi iradesi ile işlediğini gösterir.

Bir grup bilginin görüşleri Adem’in bu ağaçtan bile bile yediğini vurgular. Ebu Cafer elTaber, “Adem Rabb’inden emirler aldı...” ayetini tefsir ederken, Yunus b. Abd elAla, Vehb ve İbnu Zeyd’den şu rivayeti bildiriyor: “Onlara verilen emir şu ayeti söylemeleriydi: 'Rabb’imiz, kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz, merhamet etmezsen, kaybedenlerden oluruz.’” (Araf 23)

Musa b. Harun anlattı. Bize Amr b. Hammad, “...Adem Rabb’inden emirler aldı...” ayetinin tefsirinde Asbât ve Suddî 'den bildirerek anlattı: “Adem ile Rabb’in arasında şu konuşma geçti:

-Ey Rabb’im beni elinle yaratmadın mı?

-Evet.

-Burnuma ruhundan üflemedin mi?

-Evet.

-Merhametin gazabını geçti, değil mi?

-Evet.

-Rabb’im! Sen bunu alnıma yazmış mıydın?

-Evet.

-Rabb’im! Tövbe edip kendimi düzeltsem, beni cennete gönderir misin?

-Evet.

Allah şöyle buyurdu: 'Sonra Rabb’i onu seçti. Bağışladı ve doğru yola iletti.’”

Bir başka rivayet de şöyle geçmektedir. Muhammet b. Beşşar ve Abdurrahman b. Mehdî’den. Sufyan, bize Abdulaziz b. Râfi yoluyla anlattı. Bana Ubeyd b. Umeyr’den işiten kişi anlattı: “Adem ile Rabb’i arasında şu konuşma geçti:

-Ey Rabb’im; yaptığım günah, beni yaratmadan önce alnıma yazdığın bir şey miydi, yoksa onu kendimden mi yarattın?

-Evet, seni yaratmadan önce takdir ettiğim bir şeydir.

-Onu nasıl alnıma yazdıysan, şimdi de beni affet.

İşte, 'Adem Rabb’inden emirler aldı’ ayetinin söyleniş nedeni budur” dedi.

Ancak, tüm bu tefsirler, mantığın kabul ettiği gerçeği, Adem’in kendi seçimi ile günah işlediği gerçeğini değiştirmez. Fahru’r Râzî de bu görüştedir ve şöyle der: “Fiiller konusunda tutundukları ayetler çoktur. Bunların ilki Adem’in hikâyesidir. Bu hikâyeye yedi yönden dayanırlar.

A) Adem asi idi. Asinin ise iki yönden büyük günah sahibi olması gerekir:

a 'Allah’a ve elçisine isyan edene cehennem ateşi var’ ayeti gereğince cezalandırılmış olması gerekir.

b Asi (isyan eden), yergi ismi olup büyük günah sahibi hakkında kullanılır.

B) Kuran’da geçen öyküsüne göre, Adem sapmıştır. Sapıklık ise doğruluğun karşıtıdır.

C) Adem tövbe etmiştir. Tövbe eden kişi ise, günahkâr olup günahından pişmandır. Günahından pişman olan kişi ise, dolaylı olarak günah işlediğini bildirmektedir. Eğer bu bildirisinde yalancı ise, bu kez yalan günahı işlemiş demektir. Yok eğer doğru ise, zaten istenen de budur.

D) O, yasaklanan bir şeyi yapmıştır: 'Sizi o ağaçtan yasaklamamış mıydım?’ (Araf 22) 'Bu ağaca yaklaşmayın!’ (Bakara 35) ayetleri bunun delilidir. Yasaklanmış bir şeyi yapmak ise günahın ta kendisidir.

E) Adem, '... Yoksa zalimlerden olursunuz...’ (Bakara 35) ayeti gereği zalim olmuştur. 'Kendimize zulmettik’ (Araf 23) diyerek kendisini tekrar bu sıfatla nitelemiştir. Zalim, 'Allah’ın lâneti zalimleredir’ ayeti gereği lânetlenmiştir. Lâneti hak eden ise, büyük günah sahibidir.

F) Allah’ın bağışlaması olmasa, kaybedenlerden olacağını itiraf etmiştir: 'Bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kaybedenlerden oluruz.’ (Araf 23) Bu da büyük günah sahibi olmasını gerektirir.

G) Adem, Şeytan’ın fısıldaması ve ayağını kaydırması sonucu, yani ona uyması nedeniyle cennetten çıkarılmıştır. Bu da büyük günah sahibi olduğunu gösterir.”

Bilginler arasında Şeytan’ın cennete girişi ve Adem’i suça nasıl azmettirdiği anlaşmazlık konusudur.

Kassâs Vebh. b. Münebbih, Suddî ve İbnu Abbas’tan bildiriyor: “Şeytan cennete girmek istediğinde bekçiler buna engel oldular. Bunun üzerine kendisini hayvanların tümüne sunan, fakat hiç biri tarafından kabul edilmeyen, hayvanların en güzeli dört ayaklı yılan geldi. Yılan, Şeytan’ı yutarak onu cennete soktu. Yılan cennete girer girmez, şeytan çıkıp ortalığı ayartmaya başladı. Bu yüzden yılan lânetlendi, ayakları düştü, karnı üzerinde yürümeye başladı, rızkı topraktan kılındı ve Adem oğullarına düşman oldu.”

Taberî’nin Cami al Beyân adlı tefsirinde Hasan b. Yahya ve Abdurrâzık’tan nakledilen şöyle bir rivayet vardır: “Allah, Adem ve soyunu cennete yerleştirdiğinde, ağacı ona yasakladı. O, dalları iç içe girmiş ağaçtı. Meleklerin, sonsuz yaşam için yedikleri bir meyvesi vardı. İşte, Allah’ın Adem ve eşine yemelerini yasakladığı meyve bu idi. İblis onları ayartmak isteyince yılanın karnına girdi. Yılan, dört ayaklı ve hayvanların en güzeli idi. Allah’ın Adem ve Havva’ya yasakladığı ağaçtan bir meyve alıp Havva’ya getirdi ve ona 'Şu ağaca bak! Ne tatlı kokusu, tadı, ne güzel rengi var!’ dedi. Havva meyveden yedi, sonra da Adem’e götürüp, 'şu ağaca bak!’ dedi. Adem de meyveden yedi ve hemen arkasından ayıp yerleri göründü. Adem ağacın içine girdi. Rabb’i Adem’e, 'Adem! neredesin?’ dedi.

Adem, 'buradayım’ cevabını verdi. Rab, 'Çıkmayacak mısın?’ dedi. Adem, 'Senden utanıyorum’ dedi. Bunun üzerine Rab şöyle buyurdu: 'Yaratıldığın yeryüzü lânetli olsun, meyvesi dikene dönüşsün.’

Ne cennette, ne de yeryüzünde muz ve hurmadan daha güzeli, daha tatlısı yoktu. Allah devamla şöyle buyurdu: 'Havva! Kulumu sen aldattın. Bu yüzden büyük zorlukla hamile kalacaksın. Karnındakini doğurmak istediğinde defalarca ölümle burun buruna geleceksin.’ Yılana seslenerek, 'Lânetlenmiş olan Şeytan senin içine girip kulumu ayarttı. Öyle bir lânete uğradın ki, ayakların karnına dönüştü. Topraktan başka rızkın olmayacak. Sen Adem oğullarının düşmanısın, onlar da senin. Onlardan birine rastlarsan topuğunu yakalayacaksın, onlar ise senin başını ezecek’ dedi.”

Kelâm bilginlerinden bazıları, “Adem ve Havva” diyorlar, “cennetin kapısına giderlerdi. İblis de kapının yakınında olur, onları ayartırdı.”

Yine de elimizde, Adem’in günahlı oluşu sorununa kesinlik getiren bir Kuran ayeti bulunmamaktadır. “...Şeytan onun aklını karıştırıp, 'Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmeyecek bir saltanatı göstereyim mi?’ dedi. Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yediler. Birden ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem Rabb’ine baş kaldırdı ve saptı.” (TâHâ 120121).

Fahrur’Râzî, “yolunu şaşırdı” anlamına gelen GAWÂ fiilinin ismi olan GAWAYE sözcüğünü tefsir ederken, “GAWÂYE ve DALÂLET (Sapmak) eş anlamlı kelimelerdir. Sapmak, doğru yola ermenin karşıtıdır ve günah da buna benzer. Fısk ile haşır neşir olandan başkasına bu ad verilmez” der.

Ebu İmam elBâhilî de şöyle diyor: “Adem’in başına gelenler gariptir. Şöyle ki; Allah, '...sakın seni cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun... Orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın’ diyerek Adem’i sürekli, rahata ve düzenli bir yaşama teşvik etmiş, İblis de, 'sana sonsuzluk ağacını göstereyim mi?’ diyerek aynı ayartmada bulunmuştur. Bir farkla ki, Allah’ın teşvik etmesi ağaçtan sakınmaya yönlendirirken, Şeytan, ağacın meyvelerinden yemeye özendirmiştir.

Sonra Adem’e, Rabb’i tarafından, İblis’in düşman olduğu b
ldirilmiştir. Adem, Allah’ın kendisinin efendisi, Rabb’i ve yardımcısı olmasına ve aklının olgunluğuna rağmen nasıl kendisine karşı amansız düşmanlığını bildiği İblis’in sözünü kabul edip Allah’ın sözünden yüz çevirdi?”

Tefsirciler, gerçekte, Adem’in günahını gizlemekten âcizdirler; çünkü, “Adem Rabb’ine başkaldırdı ve saptı” diyen Kuran’dır. Tefsirciler Kuran ayetlerine dayanarak İsyanın günah, âsinin yergi ismi olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu isim, büyük günah sahibi kişiye verileceğinde, büyük günah sahibi kişinin, “ceza göreceği bir fiili yapan kişi” olduğunda birleşmişlerdir.

MESİH İNANCI’NDA GÜNAH

Günah, kalbini araştıran, soydaşlarının geçmişine bakan her insanın kabul ettiği bir gerçektir. Allahsal duyuruların ışığından mahrum olanlar bile günahlarını hissetmekte, eksikliklerini, manevî olarak yüklendikleri görevleri yerine getirmekten âciz olduklarını itiraf etmektedirler.

Günah, insanların büyük bir bölümünün sandığı gibi yalnızca açık bir kötülük değil; aynı zamanda yaratıcımız ve tek hedefimiz Allah’tan sapmaktır. Bu sapma, yalnızca kötülüğe yönelmekle değil; hayırdan ayrılmakla da gerçekleşir.

Tecrübeyle öğrenilmiştir ki, sıradan kişi, günahın gücünü, insanlardaki etkisini Kutsal Yasa’nın yetiştirip Mesih’e götürdüğü bir inançlı gibi ayıramaz. O inançlı ki, Mesih’in uzattığı kayrayı (nimet, lütuf) kabul etmiş, böylece günahın gerçek yüzünü, insanı kötülüğe çekmedeki etkisini öğrenmiş; buna bağlı olarak da, Kutsal kayranın yardımına, aklanması için gerekli Kurtulmalık kanına olan ihtiyacını hissetmiştir.

Günah, genel anlamda, Allah’ın Yasası’nı çiğnemek, tanımamaktadır. (bk. 1. Yuhanna 3:4) Sahibinin özrü ne olursa olsun, suç sayılır.

GÜNAH'IN DÜNYAYA GELİŞİ

“Günah, bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12) Elçinin sözü şu anlama geliyor: Tüm insanların günahkâr olmasının nedeni, insanlığın atası Adem’dir. Pavlus, “bir insan yoluyla” derken, Yaratılış 5:2’de bildirildiği gibi, Adem ve Havva’yı tek bir fert saydı. Elçi, ne yılanın denemesinden söz etti, ne de önce isyan edenin Havva olduğunu anlattı. Amacı, Adem’in işlediği bu suçla soyunun temsilcisi olduğunu göstermekti.

Bazı düşünürler, “İnsan, temiz olarak doğar; ancak bozuk bir çevrede yaşarsa, bundan etkilenir ve kötülük içine nüfuz eder. Bozuk çevre, günahın büyümesini sağlayabilir. İnsan, içinde bir takım dürtüler olduğu halde doğmaktadır. Buna karşın o kötü eğilimleri de beraberinde taşımaktadır” derler.

GÜNAH IRSİDİR

Tecrübe göstermiştir ki, canlı bir varlığın kendisinden farklı bir şey dünyaya getirmesi imkânsızdır. Öküzün buzağı doğurması mümkün değildir. Mesih, “Dikenden üzüm toplamazlar” diyor. Bu yasa insan için de geçerlidir. İnsan soyunun kendisinden kaynaklandığı Adem, isyanı ile doğruluk yaşamını yitirmiş, ceza olarak da günahından ötürü, paklık cennetinden yeryüzüne kovulmuştur. Adem’in yeryüzündeki soyu da, doğal olarak, kovulmuş, mirası olan cenneti elinden yitirmişti. Kutsal Kitap, Davud’un ağzından bu gerçeği kabul eder: “İşte, ben fesat içinde doğdum. Anam günah içinde bana gebe kaldı.” (Mezmurlar 51:5) Pavlus da şöyle diyor: “Anlayan kimse yok, Allah’yı arayan kimse yok. Hepsi yoldan saptılar, birlikte yararsız oldular, iyilik eden yok, bir kişi bile yoktur.” (Romalılar 3:1112).

Augustine, Kutsal Kitap’ın Adem’in düşüşü ve günahın irsî oluşu hakkındaki öğretisini şöyle açıklar:

1. Allah, insanı aslında bilgi, doğruluk ve kutsallık bakımından kendi biçiminde, özgür ve ölümsüz olarak yarattı. O’na iyiliği ve kötülüğü seçebilme, manevî doğasını ortaya koyma gücü yanında tüm yaratıklar üzerinde de yetki verdi.

2. Adem, İblis tarafından denendiği sırada kendi seçimi ile günah işleyince yaratıldığı doğadan düşmüştür.

3. Bunun sonucu kutsal biçimini yitirmiş, tüm doğası bozulmuş, ruhsal iyiliğe ilgisiz ve karşı, bedensel ölüme mahkûm, hem bu yaşamın, hem de sonsuz ölümün tüm kötülüklerine maruz kalacak ruhsal bir ölüye dönüşmüştür.

4. Adem’in isyanı sonucu karşılaştığı durumun aynısı olan bugün insanlığın başına gelenler tek bir yolla açıklanabilir: Adem ve soyu arasındaki temsilî birlik. İnsanoğlu, manevî yönden bozuktur. Allah’ın özünden yoksun olup yargı içinde doğmaktadır.

5. Bu irsî öz bozukluğu, gerçekte günahın doğasındandır. Ancak fiilî günah değildir.

6. Adem’in günaha düşüşü sonucu gerçekleşen insan doğasındaki bozulma ve öz doğruluğun yitirilmesi Adem’in ilk günahının cezasıdır.

7. Yeniden doğum için yapılan çağrı Kutsal Ruh’un olağanüstü işidir. İnsan burada yapıcı (aktif) değil, edilgendir. İş kesinlikle Allah’ın iradesine bağlıdır. O halde kurtuluş yalnızca Allahsal kayranın (lütuf) eseridir.

GÜNAH'IN İNSANA TESİRİ

İngiliz bilgini Huxley şöyle der: “Bilmiyorum, acaba hangi çalışma, insanlığın gelişimi üzerinde yapılmış incelemeden daha karamsar bir sonuç taşıyabilir? Tarihin karanlığında görünen şu ki, insan, içindeki korkunç bir güçle kendisine egemen olmuş bir unsura boyun eğmektedir... O, kendisini yokluğa götüren dürtülerin elinde, kör ve zayıf bir av, aklî yapısını çekilmez bir tasa haline getiren bitmez tükenmez vehimlerin kurbanıdır. Binlerce yıldan beri o yine o, hiç değişmedi. Savaşır, işkence eder, ama bir yandan da kurbanlarına ağlayıp kabirlerini yapar.”

Bu gerçeği görmek için tarih boyunca uzanan bu açık tanıklıklara gerek var mı? İnsanın, günah yasasının içinde oturduğunu bilmesi için nefsinin derinliklerine bakması, eğilimlerini kontrol etmesi gerekmez mi?

Her insanda aynı gerçeği görmek için insan yığınlarına şöyle bir bakmanız kâfidir. “... Bozuldular, iğrenç işler ettiler...” (Mezmurlar 14:1) Düşüşünden önce Adem’de bulunan Allah’ın öz benzerliğini herkes yitirdi. “Hepimiz koyunlar gibi yolu şaşırdık; her birimiz kendi yoluna döndü...” (İşaya 53:6)

Evet, günahın her kişinin yaşamında bulunduğunu bilmeyen yoktur. Çünkü, insan doğasının bozukluğu hissedilecek kadar açıktır. İnsan, tövbe etmekle bile manevî yasayı kendiliğinden koruyamıyor. Kutsal Ruh’un yardımı olmaksızın, bu tövbe bozguna uğramakla yüz yüzedir. Bu da, düşmeden önce Adem’de var olan öz doğruluğun, kişide bulunmadığını gösterir.

İnsanın, doğruluk doğasını yitirip bozukluk (fesat) doğasını aldığına ilişkin kesin kanıtı bulmak için nesiller boyunca günahın tarihine şöyle bir göz atmak yetecektir. İrsî bozukluk doğası, ilk defa, Kain’in, kardeşi Habil’i öldürmesiyle ortaya çıktı. O’nu neden öldürdü? Kötü olduğundan dolayı değil mi? Birbirimize niçin düşman oluruz? Kötülük doğası içimizde kök saldığından değil mi? Ulusların savaşması gene bireylerin kötülüğünden değil mi?

GÜNAH'IN ÜCRETİ

Allah, Adem’e şöyle dedi: “Fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:17) “Suç işleyen can; ölecek olan odur.” (Hezekiel 18:20) “Çünkü günahın ücreti ölümdür...” (Romalılar 6:23) Adem ve Havva Allah’tan koptukları an, ruhsal olarak öldüler. Allah ile aralarında bulunan kutsal ortaklığı yitirdiler. Günün serinliğinde bahçede gezmekte olan Allah’ın huzuruna çıkma arzusunu kaybettiler. Bahçenin ağaçları arasına gizlendiler. “Ve günün serinliğinde bahçede gezmekte olan RAB Allah’ın sesini işittiler; ve adamla karısı RAB Allah’ın yüzünden bahçenin ağaçları arasına gizlendiler.” (Yaratılış 3:8)

Kişinin, isyanının cezasını gözünün önünde görmesi gerçekten ürkütücüdür. Ama bu ilk aile acaba tüm ayrıcalıklarını yitirdi mi? İnsanın günah nedeniyle yitirdiği cennete dönme umudu yok mu oldu? Sonsuza dek paklıktan yoksun mu kalacak? Asla! Çünkü, Allah sevgidir, sevgi O’nun özüdür. Onun katında sınırsız bağış vardır. Yüreğindeki sevgi, insanın bu bedbahtlığı karşısında hareketlendi, suçlunun sonsuz yokluğa gitmesine dayanamadı ve Rab İlâh baştan beri kendi katında olan Söz İsa Mesih’in şahsında kurtarıcı görevini aldı. Allahsal sevginin yaptığı ilk iş, Adem ve Havva’nın çıplaklıklarını örtmek oldu. “Rab Allah, Adem ve karısı için deriden kaftan yaptı ve onlara giydirdi.” (Yaratılış 3:21) Allah böylece Kurtulmalık antlaşmasını gerçekleştirdi.

İSLÂM’DA KEFARET

Kefaret konusunda Kuran’da, surelerin sıralanışına göre, 14 ayet vardır. Bunların ilki: “Sadakaları açıkça verirseniz, ne güzel! Eğer onları, yoksullara gizlice verirseniz, bu sizin için daha iyidir. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter.” (Bakara 271)

Bilginler, yok etmek anlamına gelen “tekfir” fiilini, kapatmak, örtmek şeklinde tefsir etmektedirler. Bu tefsir, Tevrat düşüncesine de yakındır. Gerçekten de, kişisel ameller İslâm’da Yahudilikte olduğu gibi günahları silmede önemli rol oynar. Amellerin başı olan namaz hakkında şöyle denir: “Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl...” (Hûd 114)

Tirmizî, Ebu’lYeser’den naklediyor: “Bana, hurma satın almak isteyen bir kadın geldi. Eğildim ve onu öptüm. Sonra gidip Muhammet’e bunu haber verdim. 'Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir’ dedi. Bunun üzerine ashabı (arkadaşları), 'Ey Allah’ın elçisi, bu söylediğin, yalnız bu adam için mi, yoksa tüm insanlar için mi geçerli?’ diye sordular. Muhammet, 'bütün insanlar için’ dedi.” Muslim, Abdullah’tan rivayet ediyor: “Bir adam peygambere gelip, 'Ey Allah’ın elçisi, ben, şehrin en uzak kesiminde bir kadınla oynaştım. Onunla cinsel ilişkiye girmedim ama menim aktı. İşte karşındayım, hakkımda dilediğin hükmü ver’ dedi. Ömer, 'kendini örtmüş (günahtan korumuş) olsan, Allah da seni örterdi’ dedi. Allah elçisi hiçbir karşılık vermedi. Adam kalkıp gitti. Peygamber onu yanına çağırdı ve bu ayeti okudu. 'Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl.’”

Muslim, Ebu Bekir’den rivayet ediyor: “'Her kim bir günah işler, sonra kalkar, güzelce temizlenir, namaz kılar, ardından da af dilerse, Allah onu mutlaka affeder’ dedi ve şu ayeti okudu: '...Günahları Allah’tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar yaptıklarında, bile bile direnmezler.’” (Âli İmran 135)

Amellerin kefarete olan etkisini göstermede şu ayetten daha açığı yoktur: “Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler; işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.” (Araf 8,9)

İmam Râzi amellerin tartımı konusunu açıklarken, “bu konuda iki görüş vardır” diyor.

A) “Hadiste, Allah’ın kıyamet günü kulların iyi ya da kötü amellerinin tartılacağı bir dili, iki kefesi olan bir terazi koyacağı bildirilir. İbnu Abbas’tan nakledilen hadis, 'mümin olanın ameli en güzel biçimde getirilir ve terazinin kefesine konur. İyilikleri kötülüklerinden ağır gelir’ diyor. Amellerin nasıl tartılacağında değişik görüşler vardır. Bunlardan birine göre müminin amelleri, güzel bir biçimde, kâfirin amelleri de çirkin bir biçimde resmedilir. Tartım buna göre yapılır. Bir diğer görüşe göre tartı işlemi kulların amellerinin yazılı olduğu sahifelere göre yapılır.”

B) “Mucahid, Dahhâk ve A’maş’tan rivayet edilmiştir: Teraziden kasıt adalet ve hükümdür. Muhammet’e 'Tartılacak olan nedir?’ diye sorulduğunda, Muhammet, 'Sahifeler’ dedi. Terazinin dil uzunluğu, kefelerinin genişliği hakkında elimizde şaşırtıcı bir rivayet var: Abdullah b. Selam, 'Yer ve gök, onun kefelerinden birine konsa alırdı. Cebrail onun diline bakarak amudunu tutmaktadır’ diyor.”

Tartı işleminin nasıl olacağı konusunda bir başka rivayet de Abdullah b. Ömer’den geliyor: “Allah elçisi şöyle dedi: Bir kişi kıyamet günü teraziye getirilir. O kişiye doksan dokuz sicil verilir. Bu sicillerde onun günahları ve suçları vardır. Bunlar terazinin kefesine konulur. Sonra ona karınca büyüklüğünde bir kağıt parçası verilir. Bu kağıt parçasında, 'Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammet O’nun elçisidir’ yazılıdır. Bu kağıt parçası da terazinin diğer kefesine konulur ve kötülüklerinden ağır basar.”

Tek değil, birden fazla teraziye işaret eden Kuran ayeti de vardır: “Kıyamet günü adalet terazileri kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılamaz. Hardal tanesi kadar bile olsa yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz.” (Enbiyâ 47)

Tefsirciler, “kalplerin amelleri için ayrı, organların (cevârih) amelleri için de ayrı terazi olması ihtimali uzak değildir” derler. Fahru’rRâzi, yaygın bir rivayet nakleder: “Davud, Rabb’inden kendisine teraziyi göstermesini ister. Gördüğü zaman bayılır. Ayıldığında, 'Ey Allah’ım! Onun kefesini kim iyilikle doldurabilir’ der. Allah da, 'Ey Davud! Ben kulumdan hoşnut olursam, onu ürün (semere) ile doldururum’ der.”

Bilal b. Yahya ve Huzeyfe’den rivayet edilmiştir: “Kıyamet günü terazilere bakacak olan Cebrail’dir. Allah, 'Ey Cebrail! Onları tart’ der. Bunun üzerine mazluma geri verilir. Eğer (mazlumun) iyiliği yoksa başkasının kötülükleri de ona yüklenir. Böylece adam üzerinde dağ gibi yükle çıkar.” Ebu Cafer’in Muhammet’ten bildirdiğine göre, terazide güzel ahlaktan daha ağır gelen hiçbir şey yoktur.

Muhammet b. Sad’ın İbnu Abbas’tan naklettiği şu haberle, tefsiri özetleyebiliriz: “İyilikleri kötülüklerini kuşatanın terazisi ağır, kötülükleri iyiliklerini kuşatanın terazisi hafif gelir. Onun varacağı yer cehennemdir.”

Allah Korkusu Günahları Siler.

“Ey inananlar! Allah’tan sakınırsanız, o size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, bol nimet sahibidir” (Enfâl 29).

Görüldüğü üzere, Allah korkusuna mükâfat olarak üç ayrıcalık verilmektedir:

A) Size iyiyi kötüden ayırt etme anlayışı verecek.

B) Kötülüklerinizi, yaptığınız bütün kötülükleri silecek.

C) Sizi affedecek.

İSLÂM’DA BAĞIŞ

Kuran ayetlerini incelediğimiz zaman, kefaret ile bağış (gufran) arasında fark buluruz. Tefsirciler aynı şeyi tekrar söylememek için, “kefaret, kötülüklerin dünyada silinmesi, bağış ise kıyamet günü yok edilmesidir” demişlerdir.

AMELLER VE BAĞIŞ

İslâm, günahların affının iyi amellere dayandığını bildirir: “... İyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar. İşte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Aden cennetleri vardır.” (Ra’d 2223)

Hz. Muhammet’ten naklediliyor: Muaz b. Cebel’e “Kötülük yaptığın zaman, onu silecek bir iyilik yap” dedi.

Hasan kanalıyla bildiriliyor: “Onlar mahrum edildikleri zaman verirler, zulme uğradıklarında affederler.”

Zeccâc diyor ki: “Allah eğer, yanı sıra iyi ameller olmazsa, soyun fayda vermeyeceğini bildirmiştir.”

Vahidî, Buharî ve İbnu Abbas’tan naklediyor: “Allah, itaat eden kişiye sevap olarak cennette ailesinin varoluşuyla sevinmesini sağladı. Bu da gösteriyor ki, onlar (ana baba) cennete, itaat eden kişi onurlandırılsın diye girerler. Cennete iyi amelleri ile girmiş olsalar, itaat eden kişi için ortada bir üstünlük olmazdı. Çünkü, iyi iş yapan herkes cennete girer.”

ORUÇ VE BAĞIŞ“...Oruç tutan erkekler ve kadınlar... Allah, onlara büyük ecir hazırlamıştır.” (Ahzâb 35) Kuran’da, iki ay süreyle oruç tutmanın öldürme günahının bağışlanmasını sağlayacağı bildirilir: “Bir mümini yanlışlıkla öldürenin bir mümin köleyi azat etmesi, öldürenin ailesi bağışlamadıkça ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tövbesinin kabulü için art arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir, hâkimdir.” (Nisâ 92)

Bu ayetin iniş nedeniyle ilgili olarak şu rivayeti anlatırlar: Urve b. Zubeyr’den. “Huzeyfe b. el Yeman Uhud günü Allah elçisi ile birlikteydi. Müslümanlar yanlışlıkla babası Yeman’ı da kâfirlerden sanıp öldürdüler. Huzeyfe, 'O benim babam’ diyordu ama, sözünü ancak adamı öldürdükten sonra anladılar. Huzeyfe bunun üzerine, 'Allah sizi affetsin. O en merham
tli olandır’ dedi. Allah elçis